AnasayfaHakkımızdaÜrünlerimizBasında Bizİletişim
Masalcı - Masalların Büyülü Dünyası
   
Kavramlar Serisi
Tarık ile Buğra'nın Maceraları
Pıtırcık Öğreniyor Serisi
Işık'ın Temiz Dünyası
Işık'ın Temiz Dünyası
Dini Eğitim Serisi
İndirimvar.com
Güvenli Alışveriş
 

Çocukların Eğitim ve Gelişiminde Masallar


Masal dinlemeyi ya da kendisine masal okunmasını hangi çocuk sevmez ki! Masallar, eğlendirirken düşündüren, gelecekteki hayatımıza etki eden çocukluğumuzun vazgeçilmez bir parçası… Her çocuğun hayatında çok sevdiği bir masal mutlaka vardır. Defalarca bunları dinlemekten de bu masalların okunmasından hiç usanmazlar.

Uzmanlar çocukların hayatına masalların ve kitapların daha 6. aydan itibaren girebileceğini vurguluyor ve çocuğun kitapla tanışmasının öneminin altını çiziyor.International Hospital Psikiyatri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aysel Ekşi çocukların resimli, kalın sayfaları çevirebileceğini, annelerin resimleri anlatarak hem onlarla farklı bir boyutta iletişim kurabileceğini hem de onları hayal güçlerinin gelişimine katkıda bulunabileceklerine gönderme yaparak şunları söylüyor. “ Anne, çocuk büyüdükçe yine resimli, kısa cümleler içeren kısa masalları okur, çocuk manasını tam kavramasa da cümlelerin ahengini, tekrarlanan ritmini, renkli resimleri sever. Bu masallarda aslında belli bir zaman dilimi ya da belli bir yer yoktur. Hayvanlar, aynalar , devler veya cüceler konuşur, gerçek dışı olan bu durum onu rahatsız etmez. Ama biraz daha büyüdüğü zaman konusu ve sonu olan hikayelerle ilgilenir, bunları günlük yaşantısı ile ya da bildiği insan ve hayvanlarla bağdaştırmaya başlar: Cinler, devler, kötü adamlar korkutur, mutlu son ile bitenler rahatlatır. Yani duygusal tepkiler gösterirken bir yanda da düşünme ve mantık gelişmektedir, ‘hayvanlar konuşamaz ki' ‘dev yoktur ki' gibi mantık ve gerçekler devreye girmeye başlar. “

Masala bu açıdan yaklaşıldığında kitap ve masal seçiminde çocuğun yaşının, kitabın içeriğinin ve kullanılan dilin önemi de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu konulara gerekli özenin gösterilmesi zorunludur. Yaklaşık altı yaşına kadar soyut kavramlar tam olarak gelişmediğinden çocuğun hayal gücünü geliştirici, olumlu değerlerin işlendiği , güzel örnekleri benimseten kitaplar seçilmesinde fayda vardır.Bu yönlerine dikkat edilmiş masallar ve hikayeler çocuğun kelime hazinesini, hayal gücünü, düşünme yeteneğini, yaratıcılığını hatta neden- sonuç ilişkisi kurmasını desteklemesi açısından son derece yararlı bulunmaktadır.

Öte yandan araştırmalar bebeklikten itibaren kendilerine masal okunan bebeklerin okuma alışkanlığını daha kolay kazandıklarını ortaya koyuyor.

Burada şu detaya dikkat etmekte de büyük fayda var. Çocuklar, okunacak kitapları büyükleriyle birlikte seçmişler ise bunların okunması konusunda da daha istekli hale gelebilmektedirler. Öte yandan yine masal okuyan kişinin ses tonu, sıcaklığı, sevecen ve yakın tutumu da masal sevgisinin gelişiminde önemli bir faktör.

Çocuk ve Eğitim

Çağdaş uygarlığın yükselen değerleri arasında yer alan çocuk, insanın doğasından gelen sonsuzluk bilincinin bir ürünü olup, kişilerin ve toplumların geleceğini temsil eder. Onun içindir ki günümüzde, çocuğa gösterilen ilgi, sevgi ve güven gelişmişlik ölçütü olarak kabul edilmekte, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler bütçelerinden en büyük payı eğitime ayırmaktadırlar.

Fikirleriyle dünyayı değiştiren J.J. Rousseau (1812-1878) "Emil" adlı eserine başlarken; "Babalık ödevlerini yerini getirmeyecek bir kimsenin baba olmaya hakkı yoktur. Çocuklarını beslemek ödevini bir babanın üzerinden atması için ne fakirlik, ne iş güç, ne de etraftan utanma gibi mazeretler makbul sayılabilir. Bana inanın okurlarım, vicdanı olan her kimse, böyle kutsal bir ödevi ihmal ederse, bilsin ki, bu suçunu uzun yıllar dökeceği acı yaşlarla ödeyecek ve hiçbir zaman teselli bulamayacaktır." Sözleriyle çocuğun keşfinde ve anlaşılmasında başı çekmiş ve bu eserinde, eğitimin amacı ve yöntemleri üzerinde durmuştur. Rousseau'nun bu düşünceye ulaşmasında hiç kuşkusuz özel yaşamının yanı sıra, Fransa'nın o günkü şartları da etkili olmuştur. Çünkü o yıllarda Fransa'da; Kimsesiz Çocuklar Yurdu Kurumuna verilen bebeklerin % 70'i daha yaşına girmeden ölürken, 1760 yılında yurda terkedilen 7000 çocuktan ancak 1200 tanesi beş yaşını aşabiliyordu.

Rousseau'nun başlattığı bu gelenekten yola çıkan eğitimciler, psikoloji disiplinlerindeki gelişmeleri de dikkate alarak, çocuğun keşfinde ve öne çıkmasında önemli çalışmalar yapmışlar ve çocuğun evrensel boyutta tartışılmasını sağlamışlardır.

Nihayet 30 Eylül 1990 tarihinde "Çocuklar İçin Dünya Zirvesi" adıyla düzenlenen toplantıda; çocukların sorunlarına ilişkin önemli konular tartışılmış ve 2000 yılına kadar ulaşılması gereken 20'den fazla somut hedef tespit edilmiştir. Aralarında ülkemizin de bulunduğu bir çok ülkenin devlet ve hükûmet başkanlarının katıldığı bu toplantıda, çocukları doğdukları dünyanın aşırılıklarından, dertlerinden ve yanlışlıklarından korumanın en önemli yolunun eğitim olduğu görülmüş, çocuk ölümlerinin azaltılmasından sonra, eğitime ilişkin konular öncelikli olarak tartışılmış ve böylece eğitimin önemi daha da artmıştır.

Bu gelişmeler ışığında ülkemizin durumunu değerlendirirsek; Türkiye, Cumhuriyet döneminde eğitime önem vermek suretiyle 19'uncu yüzyılın bunalımlarından kurtulmuş, Büyük Atatürk'ün direktifleri doğrultusunda çağdaş uygarlığın içinde yer almak gibi önemli bir prensibi devlet politikası olarak benimsemiştir. Benimsediği bu politika sayesindedir ki, bugünün Türkiye'si okullarına öğrenci arayan değil, çocuklarına ve gençlerine daha kaliteli eğitim vermek için büyük fedakârlıklara katlanan bir ülke ve toplum hâline gelmiştir. Artık eğitim çocuklarımıza ve gençlerimize sınıf ve öğretmen bulmaktan ibaret bir etkinlik olarak kabul edilmiyor, onlara hakları olan daha kaliteli eğitim imkânları sağlamanın yolları aranıyor. Zira bilginin ve teknolojinin hızlı değişimi, beklenmedik sosyal, siyasal ve kültürel oluşumlara neden olmakta, bu durum ise, en gelişmiş toplumları bile yeni oluşumlara ayak uydurmaya ve sürekli değişime zorlamaktadır.

Bize düşen görev ise, gelecek yüzyılda da birlik ve beraberlik duygularını güçlendirerek, ülkemizi çağdaş uygarlığın önemli bir unsuru hâline getirmektir. Zira böyle bir toplum inşa etmenin en etkili aracı eğitimdir. Yine biz inanıyoruz ki, Türk eğitimcileri böylesine kutsal bir görevi geçmişte yapmışlardır, gelecekte de yapacaklardır.

Türk eğitimine bu duygu ve düşüncelerle uzun yıllar hizmet veren "Millî Eğitim" yeni yüzyılda da bu etkinliğini sürdürecektir. Yeni bir yüzyılın başında katkılarınızla birlikte olmanın kıvancıyla herkese teşekkür ediyor, katkılarınızın artarak sürmesini bekliyoruz.


Dr. Bekir TURGUT

MEB Yayımlar Dairesi Başkanı



Çocuk Eğitimi ve Çocuğun Ruhsal Yönü


Çocuk eğitimi
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında bir çok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak ? Sağlıklı doğup büyüyecek mi ? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak ? İleride nasıl bir insan olacak ? okul başarısı iyi olacakmı ? Nasıl bir meslek sahibi olacak ? Hayatta başarılı olacak mı ? ve buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar .

Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanısıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve bir çok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya bir çok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır.

Çocukları anlamak
Çocukların genel davranış özelliklerini tam olarak anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek onların psikososyal gelişimini yönlendirmek açısından çok önemli bir noktadır. Anne babaların çocukların ruh dünyalarına inmeden yönlendirme ve eğitim gayretleri, çoğu zaman hedefine ulaşmaz .Anne babalar her gün birlikte oldukları, günlük aktiviteleri birlikte yaptıları çocuklarını bazen tam olarak tanıyama- makta ve onların psikososyal gelişimini iyi yönde yönlendireme- mektedir. Bazı anne babalar, çocuklarının sadece fiziksel bakım- larına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşüncelerini, tepkilerini, yorumlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, ruhsal yönlerini gerektiği kadar hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı acil müdahalelerde bulunan bir sağlık mensubu şu yakınmaları dile getirerek endişelerini belirtiyordu '' acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini ve bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onların bana cevabı onlar çocuk ne olacak ki şeklinde oluyor. ben buna dayanamıyorum ve çok üzülüyorum, çocuklarında ruh dünyası var '' .Gerçekten de bazı zamalar günlük olaylar ve gelişmelerin arasında çocukların olaylar karşındaki ruhsal tepkisi en son akla gelektedir.

Çocuğa ayrılan vakit
Her anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama kendi kendilerine oturup ''çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?'' diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir profesörden aldığım bir bilgiye göre A.B.D. de yapılan istatistiklerde bir babanın çocuğunu günlük görme süresi 7 saniye olarak bulunmuş . Yani aynı çatı altında yaşayan birbirinden apayrı, ayrı dünyalarda insanlar . Peki bu durum hangi sonuçları getirir ? yani anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve psikososyal gelişimi ile ilgili eksiklikleri hangi sonuçları doğurur ?. Bunun cevabını düşündüğümde her biri ayrı bir ''gelecek '' olan çocuklar ile ilgili çok karamsar düşünceler aklıma gelmektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri bir tarihte, ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum .

Hatta 2000li yıllarda bırakın ruhsal gelişimi yönlendirme ve mevcut ruhsal sorunları, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalardan, salgın hastalıklardan, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.


Ruhsal gelişime etkiler
Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruh dünyasına inebilmek, ancak eğitim, anne baba bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca aile yapısının güçlendirilmesi, aileye sunulan imkanların artırılması, ailenin sosyokültürel ve sosyoekonımik açıdan desteklenmesi, çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sağlayacağı imkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir .

Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması, büyük ölçüde anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile ilgilenmesi, onun ile karşılıklı etkileşimi, ona değer vermeleri, kişilik yapısına saygı duymaları, ona yeterince vakit ayırmaları, onun bakım, beslenme ve korumasını sağlamaları, sevgi ihtiyacına karşılık vermeleri, ideal bir aile ortamı hazırlamaları, ona karşı ideal tavırları, tepkileri, tutumları etkili olmaktadır . Burada etki tepki prensibini hatırlatmak yerinde olur, anne babanın direk çocuğa yönelik veya gün içerisinde ki herhangi bir davranışı, sözü, tavrı, tepkisi ve yorumunun çocuk üzerinde bir mutlak bir etkisi olacaktır. Ve bu etkinin çocukta yansımaları iyi veya kötü yönde görülecektir .Aynı şekilde çocuğun her konuşması, davranışı ve yorumuna anne babanın tepkisi de çocuğun kişilik gelişiminin şekillenmesine neden olmaktadır.Yani çocuğu yanlış bir şey yaptığında ve bunu tekrarladığında sessiz kalan bir ebeveyn dolaylı olarak '' ben bu davranışı destekliyorum '' mesajı verir. Diğer taraftan çocuğun olumlu davranışını onaylamayan bir ebeveyn çocuğa yine dolaylı olarak '' bu davranışın benim için önemli değil, olsa da olur olmasa da '' mesajını verir. Bununla birlikte görmezlikten gelinen tekrarlayan hatalar giderek büyür, olumlu davranışlar ise giderek azalır .Çocukları her an kontrol etmek her yaptıkları konusunda haberdar olmaya çalışmak çocuğu ruhsal gerilime itebileceği gibi, diğer yandan çocuğu kontrolsüz ve kendi halinde bırakmakta çocuğun önü alınamayan davranış problemleri geliştirmesine zemin hazırlayacaktır. Bu iki kutbun ortasında hareket alanı ideal olanıdır.

Burada hemen şunu belirtmek gerekir ki günümüz iletişim ve etkileşim toplumunda çocuğun gelişimi konusunda anne babalar üstlerine düşen her türlü görevi yapsa bile akraba çevresi, okul ortamı, arkadaş ve sosyal çevresi, dişarıdan gördükleri, duydukları da gelişim ve ruh sağlığı açısından çok önemli olmaktadır. Anne babalar bazen kendileri haricinde oluşan etkiler konusunda oldukça çaresiz kalabilmektedir. Yani hem ev içerisinde çocuğa gereken yönlendirme, hem de onun ev dışında psikososyal gelişimine kötü yönde etkide bulunacak etkenlerden koruma, ikisini de sağlamak ideal gelişim açısından gerek ve yeter şart olmaktadır .


Yapılması gerekenler
Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde psikososyal gelişimini sağlamak ve uygun eğitimi vermek için yapmaları gereken şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz : Dengeli eğitim ve yönlendirme,Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği, Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları, olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde çocuğa yansıyan davranışlar olarak tutarlı olmaları ve zaman aşımından doyayı farklı farklı tepki vermemeleri, Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması, Güzel ve faydalı şeylerde çocuğun davranışlarının onaylanması, Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları, Yapılan yanlışları sonucunda sadece kızmak değil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları ve ona doğru olan hedefi vermeleri , Onlara her yönüyle değer vermeleri, Kişilik yapılarına saygılı olmaları, Onlara söz hakkı tanımaları, Sevildiklerini hissettirmeleri, Onlara güven duygusunu aşılamaları, Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri, Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları, zamanında ve erken müdahaleyi sağlamaları , Kendi psikolojik sıkıntılarını çocuklara yansıtmamaları, onlardan gelişim ve kapasitelerinin üzerinde beklentiye girmemeleri, Onlara yeterince zaman ayırmaları, Onların sosyal çevrelerinin farkında olmaları şeklinde özetlenebilir.

Hiperaktif çocuklar

DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE DURUMU NEDİR ?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu adından da anlaşılacağı gibi çocuklarda genellikle doğumdan beri var olan ve özellikle 3-4 yaşlarından itibaren fark edilen, yaşıtlarına ve gelişimsel dönemine kıyasla çok aşırı hareketlilik, yerinde duramama ve kıpır kıpır olma durumu ile birlikte, dikkatin çok çabuk dağılması, dikkatini uzun süre bir işte devam ettirememe ile karakterize olan bir durumdur. Genelde hem dikkat eksikliği hem hiperaktivite durumunun birlikte yoğun olarak bulunmasına karşın bazen hareketliliğin ön planda olduğu, dikkat eksikliğinin geri planda olduğu veya tam tersi olarak dikkat eksikliğinin ön planda olduğu, hareketliliğin geri planda olduğu durumlar olabilir. Aynı zamanda çocuğa hiperaktif diyebilmemiz için hem 7 yaşından önce bazı belirtilerin olması hem de en az iki farklı ortamda bu tablonun görülmesi gerekir. Yani her hareketli çocuğa hiperaktif demek mümkün değildir. Genel olarak eğilim, hareketli çocukların tamamına bu türlü bir tanımlamanın kullanılması şeklindedir. Ama doğru tanı bu durumun tedavisinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Yanlış tanı durumunda başka sıkıntısı olan çocuklar hiperaktivite tedavisi ile oyalanmaktadırlar.

BELİRTİLER NELERDİR ?

Bu çocuklar genel olarak dikkatlerini uzun süre toparlayamazlar, başladıkları işlerin sonunu getirmekte güçlük çekerler, dikkat gerektiren günlük işlerden kaçınırlar, eşyalarını sık sık kaybederler, günlük işlerde unutkanlıkları vardır (bu unutkanlık zeka sorunundan değil bizzat hastalığın doğasında olan dikkat eksikliğinden kaynaklanmaktadır), işlerini düzensiz ve dağınık yaparlar, genelde bir işten diğerine çok sık geçiş yaparlar, karşısındakini sanki dinlemiyormuş gibi görünme ve sık sık konu değiştirme görülür, dikkatleri ilgisiz uyaranlarla sık sık dağılır, çalışmaları plansızdır, yaptıkları işlerde dikkatsizce hatalar yaparlar.

Ek olarak hareketlilik ile ilgili olarak da yerinde duramama hali vardır, devamlı kıpır kıpır haldedirler, kendi yaşıtlarına göre belirgin farklılık ile sürekli hareket halindedirler, mobilyaların üzerinde gezme, ev içinde koşuşturma, bir iş yaparken sık sık ayağa kalkma gezinme halindedirler, konuşmanın sonu gelmeden araya girerler, başkaları onların sözünü kesememekten yakınır, ellerinde sürekli bir şeylerle oynarlar, olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli işlere girme görülür, sakinlik isteyen grup içi etkinliklere katılmakta zorlanırlar, etraftaki insanlar tarafından sık sık hareketlilik ve çok yaramazlık konusunda uyarılırlar. Bir çocuğa hiperaktif denmesi için bu belirtilerin tamamının olması gerekmez çoğunluğunun olması yeterlidir.

BU DURUMUN SONUÇLARI NELER OLABİLİR ?

Hiperaktif çocukların işlevselliği belirgin olarak bozulur, grup içerisindeki kurallara uymakta zorlanırlar, oyun içerisindeki kurallara uyum sağlayamayabilirler, bu uyum sorunundan dolayı sık sık öğretmeninden uyarı alma durumu görülür. Derse konsantre olamadıkları ve dikkat eksikliği olduğu için, çoğu zaman normal hatta normalin üstünde zeka sahibi olmalarına rağmen derslerde göreceli başarısızlık görülür. Bu hareketlilik durumu iyi kanalize edilemezse ek davranış sorunları gelişebilir . Tedavi edilmeyen çocukların bir kısmında anne baba ile olan ilişkiler, arkadaş ilişkileri, öğretmen ile olan ilişkiler bozulur. Bu çocuklar etraftan sık sık uyarı aldıkları ve yaramaz ve tembel olarak bilindikleri için kendi özgüvenlerinde yetersizlikler olabilir.

BU DURUM EN SIK NERELERDE GÖZE ÇARPAR ?

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan çocuklar okul çağından önce anne babaları ve yakınları tarafından farkedilmelerine karşın en sık olarak grup ortamına uyum sağlamaya çalıştıkları ve dikkat gerektiren işleri sık olarak yapmak zorunda oldukları okul çağında bu durum belirgin olarak göze çarpar.

BU DURUMA YOL AÇAN BAŞKA NEDENLER VAR MIDIR?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda diğer psikiyatrik durumlar olabilir. Bu psikiyatrik durumlar sık olarak hiperaktivite ile karşışabilir . Bunlar arasında öğrenme güçlükleri, karşı gelme bozukluğu, davranış bozukluğu, kaygı bozuklukları, kronik depresyon sayılabilir .Önemli olan bu tanının bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından psikiyatrik muayene ile kesinleştirilmesidir.

BU DURUMUN TEDAVİSİ NASIL YAPILMAKTADIR ?

Tedavi konusunda temel yaklaşım ve en iyi netice elde edilen tedavi seçeneği, ilaç tedavisidir. Türkiye'de mevcut ilaçlar ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir. En sık olarak kullanılan ilaç Amerika ve Avrupa'da uzun süredir kullanılmasına karşın, ülkemize son yıllarda gelen ''Ritalin '' adlı ilaçtır. Başka ilaç seçenekleri de mevcuttur. İlaç tedavisinin yanı sıra ek olarak pedagojik eğitim ile dikkat süresini artırma ve davranışçı tedavi yaklaşımları uygulanmasında yarar vardır. İlaç tedavisinin ne kadar devam edeceği klinik görünüm ve belirtilerin devam etmesine göre tespit edilir. Ailelerin ilaç tedavisi konusunda memnuniyeti oldukça belirgindir. Genelde aileler ilk başlangıç aşamasında ilaç kullanımına sıcak bakmamalarına rağmen elde edilen fayda sonrası bu düşünceleri sıklıkla değişmektedir. Önemli olan doğru tanı ve tedavinin yapılmasıdır.


   
Pati EğitimAnasayfaHakkımızdaÜrünlerimizSesli KitapYorumlarİletişim  
 
Tasarım ve teknik destek Networx / Hayalevi Reklamcılık Ltd. Şti.